Kırgızistan’da düzenlenen II. Dünya Göçebe Oyunları üzerine bir söyleşi

109e4835d5b53595d94e2a5ecabf491c

Kırgızistan’da düzenlenen II. Dünya Göçebe Oyunları üzerine bir söyleşi

Türk Yurdu Sayı: 350, Ekim 2016, s. 89-93

Kırgızistan’da düzenlenen Dünya Göçebe Oyunlarına katılan İrfan Gürdal: MÜZİK DE OKÇULUK DA TÜRK KÜLTÜRÜNE HİZMET ADINA YAPILMIŞ İŞLERDİR.

İrfan Gürdal’ı daha çok Türk dünyası müzikleri ile tanıyoruz. Bizleri ezgilerle Turan coğrafyasının her yerine götürebilen önemli bir sanatçı ve Türk dünyası sevdalısı.  Bu kez ise kendisiyle farklı bir alanda konuştuk. İrfan Gürdal aynı zamanda geleneksel Türk sporlarıyla da yakından ilgili bir kişi. Kendisinin başkanlığını yaptığı bir atlı okçuluk kulübü var: Ankara Atlı Okçuluk Gençlik ve Spor Kulübü. Gürdal ile hem atlı okçuluk üzerine hem de kurdukları kulüp üzerine hem de geçtiğimiz günlerde Kırgızistan’da düzenlenen  II. Dünya Göçebe Oyunları üzerine bir söyleşi gerçekleştirdik.

Söyleşi: Emre Kartal

-İrfan Bey Türk Yurdu dergimize bu röportajı verdiğiniz için teşekkür ederiz. Atlı okçuluktan başlayalım isterseniz. Bize Ankara Atlı Okçuluk Gençlik ve Spor Kulübünden bahseder misiniz?

-Ankara Atlı Okçuluk Kulübü 2012 yılında kuruldu. Bu kulüpte ecdadımızın yaptığı bir spor olan atlı okçuluk ve yanında kılıç, kargı kullanma gibi at üzerinde yapılan bütün cenk sanatlarını icra ediyoruz. 3-5 kişiyle başladığımız çalışmaların arından 20 tane sporcuya eriştik ve bunların 10’u lisanslı sporcu. Bu sporcularımız bahsettiğimiz cenk sanatlarını yapıyorlar, bu alanda ulusal ve uluslar arası yarışmalara katılıyorlar. Yakın zamanda yaptığımız çalışmalar açısından da önemli bir başarıya ulaştık. Kore’de yapılan atlı okçuluk turnuvasında sporcularımızdan Alperen Alkan altın madalya kazandı. Kore’de yapılan bu turnuva atlı okçuluğun dünya kupası, derbisi gibi değerlendirilebilir. Kore’nin sürekli düzenlediği, bütün  dünyadan sporcuların katıldığı bir organizasyondu. Biz atlı okçuluk  sporuna ülke olarak  geç girdik ve ilk katıldığımız bu turnuvada altın madalya kazandık, bu hem bizim hem de ülkemiz için bir gurur kaynağı oldu. Kulüp olarak yıl içinde kendi alanımızda bir okçuluk şenliği düzenliyoruz.  Bu yıl üçüncüsünü 3 Mayıs Türkçüler gününde yaptık. Adına “Atsız Okçuluk Günü” koyduk. Piknik tarzında bir etkinlik yapıyoruz buna bütün Türkiye’den okçuları çağırıyoruz. Zaman zaman Türkiye’nin çeşitli yerlerinde gösteri programları da  yapıyoruz. Kulübümüzün faaliyetlerini ve duyurularını www.an-ok.com adresinden takip edebilirsiniz.

-Atlı okçuluk en çok hangi ülkelerde yaygın? Mesela Asya bu konuda öncüymüş gibi düşünülüyor. Ayrıca Türkiye’de nasıl bir gelişme süreci geçirdi?

-Asya’da atlı okçuluk çok yaygın değil sanıldığının aksine.  Mesela Türk dünyasında bu işi ilk yapan Türkiye oldu. Bizden sonra Kırgızistan ve Kazakistan başladı. Diğer Türk cumhuriyetlerinde çalışma yok bile.  Dünyanın geri kalanından bizden çok daha önce bu işi yapanlar var. Mesela Macarlar, Polonyalılar, Slovaklar var. İngiltere’de sporcular var. Ukrayna’da yapılıyor hatta zaman zaman atlı okçuluk festivalleri de düzenleniyor. Türkiye’de atlı okçuluğu değerlendirirsek aslında  ecdadımızın çok önem verdiği bir iş olmasına rağmen  2008-2009 yıllarında ülkemizde bu iş başladı. İlk etapta geleneksel atlı okçuluk ve yer okçuluğu kulüpleri bir arada hareket ediyordu. Geleneksel Spor Dalları Federasyonumuz var.  Bu federasyon altında atlı okçuluk bir spor dalı olarak kabul edildi sonrasında, yer okçularından ayrı olarak.  Böylece bu spor tanınmaya başladı ülkemizde. Atlı okçu sporcusu olarak lisanslarımızı almaya başladık. Yavaş yavaş da olsa gelişmeler yaşanıyor.

-Peki atlı okçuluk yaparken imkânlarınız ne durumda? Görünen külfetli bir spor olduğu yönünde.

-Atlı okçuluk, dediğiniz gibi külfeti olan bir spor. Bu konuda henüz devletin bir desteği yok. Bu yapılanmalar yeni oluştuğu için devletin yaptığı bir tesis de yok. Bir atın temini, bakımı çok maliyetli bir iş örnek olarak verirsek. Biz özel bir çiftlikte atlarımızı konaklatıyoruz , kendimiz karşılıyoruz bu pansiyon hizmetinin ücretlerini. Bunlar umarım aşılır ancak bunun bir de güzel tarafı var. Böyle zor şartlar oluşunca gerçekten bu işe gönül vermiş insanlar işin içine giriyor. Kimsenin bu işten bir kazanç beklemediğini yeri gelmişken söyleyelim. Tamamen tarihine ve kültürüne meraklı insanların yürüttükleri bir spor bugün için.

-Atlı Okçuluğun nasıl bir müsabaka ve eğitim yöntemi var? Bir atlı okçu nasıl yarışıyor rakibiyle ve nasıl eğitiliyor?

-Sporumuzda parkurda ileriye geriye, sola ve bir de kabak atışı dediğimiz altı metre yükseklikteki bir direğin üzerindeki  hedefe atış yapma var.  Biz bunları uyguluyoruz.  Eğitimde ise kesin kabul edilmiş bir metot yok.  Biz kendimiz at binme ve yerde ok  atma eğitimlerini ayrı ayrı vererek başlıyoruz. Daha sonra at üstünde ok atmayı öğreterek sporcunun kendini yetiştirmesini sağlıyoruz.  Bizim okçuluk metodumuzda olimpik okçuluktan bir fark var burada öne çıkan. İnsiyaki  atış dediğimiz bir atış türü var.  Hesap yapmadan nişan almadan, el ve vücut alışkanlığıyla okun hedefe yönlendirilmesi vardır,  bu atışta. Çünkü çok hızlı olunması gerekir. Biraz önce anlattığım üç hedefli parkuru atla en fazla 10 saniyede geçiyoruz. 10 saniyeyi geçerse eksi puanı var. Eğitimle vücudu buna alıştırmak, tam bir konsantrasyon ve oku bırakmak sağlanıyor.

-Atlı okçuluk derken tarihten bahsettik. Tarihimizde bunun yeri nedir? Sadece bir spor mu?

-Buna sadece bir spor olarak da bakmamak lazım. Burada aslında bir ata sporunu, bir kültürü, bir edebi, terbiyeyi tekrar yaşatmak istiyoruz. Yaptığımız iş sadece at üstünde ok atmak değil. Bu kültürü yaşatırken mesela kıyafetleri dönemin şartlarına uygun  yapıyoruz. Kıyafetleri kendimiz tasarlayıp tarihi bilgilere, minyatürlere uygun hâle getirerek diktiriyoruz. Siz bir atlı okçuyu izlerken bir anda kendinizi beş yüz yıl önceki bir cengâveri izliyor gibi hissedebiliyorsunuz. Tarihe baktığımızda Milattan önceki tarihlerde dahi Türklerle ilgili bir bahis geçtiğinde atlı okçuların üstünlüğünden bahsedilmiştir. Atlı okçuluk bu açıdan da Türklerin en önemli savaş stratejisi de diyebiliriz. Hem taarruz ederken hem savunmaya geçerken ok atabilen savaşçılardı bunlar. Atlı okçu savaşçıları kısa bir Türk yayı kullanır ve bu yay  hem çok etkili hem de yer yöne ok atmayı sağlayan bir yaydır.

-Kültür, edep, felsefe dedik. Bunları biraz açabilir miyiz? Atlı okçuluğun nasıl bir felsefesi var?

-Mesela oku atmak demiyorum oku bırakmak diyorum. “Atmak hüner, vurmak gaza” demiş eskiler. Biz düzgün atmaya çalışırız, vurmak bizim dışımızda bir iştir artık. İşi Allah’a bırakıyor. Bu yönüyle insanın nefsinin terbiyesini de sağlayan bir spordur. Bu tarafla alakalı yazılmış eski ve yeni eserler var. Bunları da ayrıca takip ediyoruz. Özellikle eski kaynakların çevirilerini yapıyoruz. Okçulukta bu felsefi yön bir talebelik dönemi  ve hocadan icazet alma süreciyle olgunlaşıyor. Eskilerin okçuluk sırrı dedikleri bir de sır var. Talebe yeterli olgunluğa eriştiğinde hocasından, Okçular Tekkesi’nin şeyhinden ya da bugünkü anlamda bakarsak kulüp başkanından ya da federasyon başkanından icazet alırken kulağına şeyhi bir sır fısıldarmış. Bu sırrın ne olduğunu tam net olmamakla birlikte Enfal Suresi’nin 17. Ayeti olduğu tahmin edilmekte. Bu ayetin meali şöyle: “(Savaşta) onları siz öldürmediniz, fakat Allah onları öldürdü. Attığın zaman da sen atmadın, fakat Allah attı. Mü’minleri tarafından güzel bir imtihanla denemek için Allah öyle yaptı. Şüphesiz Allah hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir.” Okçunun bütün felsefesi  bu ayet üzerinde şekilleniyor. Burada bir ek yapmak istiyorum. Ordudaki okçularla, bu bahsettiğimiz spor olarak yapılan okçuluk farklı. Yani ordu Okçular Tekkesi’nden okçu almıyor. Ateşli silahların icadıyla bütün dünya orduları gibi Osmanlı da okçuluğu terk ediyor, ancak bütün dünyada okçuluk biterken Osmanlı’da okçuluk spor olarak devam ediyor. Bu da daha çok yer okçuluğu ve menzil okçuluğu şeklinde. Okçular Tekkesi de bu dönemde ortaya çıkmış.  Ancak felsefe orduda da aynıydı sadece savaşçılık daha ön plandaydı. Bu dönemde menzil okçuluğu bayağı gelişmiş ve bugünün modern malzemeleriyle kırılamayacak rekorlar kırmış. Hatta o dönemde icazet almanın şartı 500 metreye ok atmakmış, bugün o da başarılamıyor.

-Okçuluk Türkiye’de nasıl spor hâline dönüşmüş? Ya da ne zamandan beri bu şekilde?

-Bu spor önce yer okçuluğu olarak başlıyor daha sonra Hilmi Arıç, Sami Genel gibi hocalarımızın öncülüğünde at üzerinde devam ediyor. 2010’da ben de katıldım bu çalışmalara. 2011’de az da olsa sporcularla yarışmalar başladı. Çanakkale Biga’da yapılan bir yarışma vardı o dönemde, şimdi Adana’ya taşınıyor bu yarışma. Mesela ilk yıllarda orada Türk sporcu pek yoktu, olanlar da dereceye giremiyordu. Ama demin de söylediğim gibi artık dünya şampiyonalarında  yer alıp başarı kazanmaya başladık. Bugün Türkiye çapında 10-12 tane Atlı Okçuluk spor kulübü mevcut. Hızlı bir gelişme de diyebiliriz buna, belki  de genlerimizden ve tarihimizden gelen bir aşinalık bunu sağlamış da olabilir. Bizi en çok mutlu eden günümüzde gençlerin bu sporlara ilgisinin her geçen gün artması. Özellikle üniversite gençliği büyük ilgi gösteriyor. Üniversitelerin ve öğrencilerin bu konuda kulüpler kurması bu spora önemli katkı sunacaktır. Biz de bu çalışmalara eğitimci olarak her türlü desteği vermeye hazırız. Bugün için kaliteyi artırmayı biz daha ön planda düşünüyoruz. Sayısal olarak sporcu artırmanın öncesinde uluslar arası başarılar kazanabilecek, bu işi gönülden ve hevesle yapacak kaliteli sporcuların yetişmesi öncelikli hedefimiz.

-Okçuluktan bahsederken yaydan bahsetmemek olmaz. Özellikle Türk yayının oldukça eşsiz olduğu söyleniyor. Bu konuda çalışmalar var mı?

-Yay yapımı da çok önemli bir iştir. Türk yayı dediğimiz yay eşi benzeri olmayan bir yaydır. Beş ayrı malzemeden oluşur. Boynuz, sinir, ahşap, ağaç ve tutkal. Bunun yapım şekli konusunda da maalesef zincir kopmuş ve unutulmuş. En son usta rahmetli Necmettin Okyay. Aynı zamanda büyük bir hattattır. Cumhuriyet’in ilk yıllarında onun yaptığı çalışmalar var. Onun ölümü ve Okçular Tekkesi’nin de kapatılmasıyla bu gelenek sekteye uğramış. Güzel bir gelişme olarak eski kaynaklar incelenerek geleneksel yöntemlerle yay yapılmasını öğrenen  ve yapabilen 3-4 kişi yetişti günümüzde. Aynı zamanda bu bir sektör hâline geldiği ve dünyada atlı okçuluk yaygınlaştığı için daha pratik malzemelerle benzeri yaylar yapılmaya başlandı. Özellikle Macarlar bu konuda bayağı ilerledi. Birkaç tane yay üretim şirketi Macaristan’da Türk yayı gibi çalışan daha pratik yaylar üretiyorlar. Normal şartlarda bir Türk yayının yapımı hem pahalıya mal oluyor hem de bir sene kadar bir zamanda üretilebiliyor. Bugün gibi geçmişte de bu maliyetli ve zahmetli bir işti. At olarak da genellikle Arap atlarını tercih ediyoruz ecdadımız gibi. Hızlı ve refleksleri güçlü hayvanlar bunlar.

-Peki siz bu işe nerden merak saldınız? İrfan Gürdal’ı biz hep Türk dünyası müzikleriyle biliyoruz.

-Ben ilk olarak “Atın Türküsü” diye bir albüm yaptım. Aslında atla ilgili ilk çalışmam buydu benim. Daha sonra Allah da bize bir at kısmet etti. Binicilik yaparken 2009-2010’lu yıllarda atlı okçuluk sporunu yapan insanlarla tanıştım. Böylece atlı okçuluk sporuna başladım. Yay yapımına da ilgim vardı. Bir Türk yayı nasıl yapılır konusunda araştırmalar da yapıyordum. Cemal Hünal’ı da burada zikr etmek isterim, ilk oklarımı ve yayımı da o hediye etmişti bana. Müzik de okçuluk da bunların hepsi Türk kültürüne hizmet adına yapılmış işlerdir. Amacımız da zaten en baştan beri bu.

-Dünya Göçebe Oyunlarından bahsedelim. Bu yıl siz de katıldınız Kırgızistan’daki müsabakalara. İzlenimlerinizi anlatır mısınız?

– Bu yıl ikincisi yapılan bir festival Dünya Göçebe Oyunları. 60 civarında ülkenin sporcularının katıldığı bir organizasyon. Göçebe yerine konargöçer demeyi tercih ediyorum ben. Konargöçer kültürün içindeki bütün sporları içine almış bir kültür hizmeti aslında bu organizasyon. İki yılda bir yapılıyor ve Kırgızistan Devleti’nin yanı sıra Türkiye’nin önemli katkıları olmuş bu programa. Atlı okçuluk, düz koşu at yarışları, atlı cirit, rahvan, yırtıcı kuşlarla yapılan av oyunları, tazıcılık, kartalcılık, aşık oyunları, kuşak güreşleri gibi pek çok oyun burada oynandı. Issık Göl çevresinde yapılıyor bu oyunlar, bazıları yaylada bazıları salonda olmak üzere icra ediliyor. Biz yaylada yapılan atlı okçuluk kısmına Türkiye’den bir millî takım şeklinde 9 sporcu olarak katıldık. Bunlardan biri de bendim. Türkiye’de yapılan atlı okçuluk müsabakalarında dereceye giren isimlerden oluşuyordu bu 9 kişi. Çok keyifli bir hafta geçirdik ve aslında işin yarışma kısmı ikinci planda kaldı. İlk planda hep kültür oldu. Yaylada kurulmuş büyük obalar, keçeden çadırlar… Size müthiş bir atmosfer yaşatıyor. Gönül isterdi ki bu oyunlar spor kanalları tarafından gösterilsin ve daha çok basında yer bulsun. Umarız gelecekte bu da olacaktır. 2018’de yapılma planı da var bu organizasyonun, bu da güzel bir şey olacak, olursa. Türk dünyasına bu organizasyonun açılması önemli. Umarız 2018 Türkiye, 2020 Kazakistan gibi devam eder. Hatta buna hazırlık olarak Türkiye’de Etnospor adıyla bir hazırlık festivali yapıldı. Eksikleri vardı ancak güzel bir organizasyon oldu. 2018’e de bu eksikleri görerek gidilirse faydası elbette olacaktır. Bilal Erdoğan’ın başkanlığını yaptığı Dünya Etnospor Konfederasyonu var, bu da onun bir çalışmasıydı.

-Türkiye bu organizasyona hangi spor dallarında katıldı?

– Dünya Göçebe Oyunları’na Türkiye’den sadece atlı okçular gitmedi. Rahvan sporcuları gitti, ciritçiler gitti. Burada çok önemli bir durum da var. Atlı cirit oyunu sadece Anadolu’da var. Türk dünyasının başka yerlerinde yok. Bu yıl ilk kez Kırgızlar cirit oynadılar ve  bizim bu cirit oyunumuz uluslar arası platforma taşınmış oldu. Bizim ciritçilerin destekleriyle Kırgızistan’da bir cirit ekibi oluşturuldu. Karşılıklı da bir dostluk maçı yapıldı. Bu konuda bir diğer güzel gelişme de Ankara’da oldu. Hipodrom’da da cirit oynanmaya başlandı. Böylece Hipodrom da sadece at yarışlarının yapıldığı bir yer değil, bu sporlara da hizmet veren  bir yer hâline gelmeye başladı. Umarız atlı okçuluk müsabakaları için de  burayı kullanma şansımız ileride olacaktır. Bu göçebe oyunları tabi sadece bir spor faaliyeti olarak görülmemeli. Bu aynı zamanda bir kültür faaliyetidir. Bu noktada TÜRKSOY, Türk Keneşi, TİKA gibi kuruluşların da Türk dünyası  bazında bu faaliyetlere destek vermesi beklenir. Kültür ayağı daha da desteklenmeli.

-İrfan Hocam, çok teşekkür ederiz. Umarız atlı okçuluğun daha çok geliştiği günleri görürüz.

-Ben teşekkür ederim. Türk Yurdu dergisi bu  kültür ve spor faaliyetlerine destek vererek önemli bir iş yapmış oldu.  İleride Türk Ocaklarıyla birlikte faaliyetler yapmayı isteriz bu alanda.

No Comments

Sorry, the comment form is closed at this time.